İnsanın nerede durduğunu, nereye gidebileceğini bilmesi çok önemli. O zorlu ama bir o kadar da zevkli seçim anlarının önümüze rastgele gelmediği aşikar. Bunun için en önemli gereksinim, kafayı kaldırabilme yetisi sanırım.

Kısaca açarsam; kişisel becerim + yaptığım iş, işi yaptığım insanlar, insanların bulunduğu mekan, mekanda bulunduğum zaman mesleki başarımı belirleyen etmenler. Bazen yaptığımız işe ve onu yapışımıza o kadar odaklanırız ki, yaptığımız iş haricindeki faktörleri unuturuz, gider. Halbuki, kafamı kaldırıp tüm sahneyi görebilmek, bana bulunduğum pozisyon ile ilgili çok daha fazla bilgi verecek ve bu bilgiyi kullanmam gereken alan ve zamanı gösterecektir. Tabi tam tersi şekilde hataya düşüp, sürekli kafayı kaldırmak ve vizyon oluşturayım derken yaptığımız işi unutmak da iyi değil. Denge önemli. Sanırım 2008′den asıl öğrendiğim bu. Bazen bir şeyi yapmanız gerektiğini öğrenmeniz ve nasıl yapmanız gerektiğini öğrenmeniz arasında uzun zaman geçebiliyor.

2008′de ne oldu da bunları öğrendim?

2007′nin sonlarına yaklaşırken, para kazanmak için yaptığımız şey reklam almaktı. Biraz ajans satar, biraz da biz müşterilerle ve planlamacılarla konuşurdurk. Gelecek için yaptığımız şey ise, Almanca iki komünite kurmaya çalışmaktı. Onca işin bir arada yürümeyeceği noktasındaki büyük hatayı görmezden gelirsek, fena bir plan değil gibi duruyordu. Aynı trafiği 10 katı fiyata satabilmek hayali ile gecelerce uğraşarak kurduğumuz sistemlerin içine aylar sonunda 500 kullanıcı bile çekemeyince, önce bu başarısızlık anını kabullenmek sonra da sebebini aramaya başlamamız derken, ilk defa kendi işimden bahsetmek üzere değil, insanları dinlemek üzere bir Barcamp’e gidişim 2008 başlarına denk geliyor. Yani kafamı kaldırmam gerektiğini bu sıralarda öğreniyorum diyebiliriz.

Kafamı kaldırınca gördüklerim:

  • Almanya’daki piyasanın bana o an itibariyle bir boy büyük geldiğini
  • O ana kadar yaptığımız işlerin belli -ekip olarak bizi tatmin edemeyecek- bir noktadan ileriye gidemeyeceğini
  • Hedeflediğimiz boyutta bir şirket kurmak ve yaşatmak için öğrenmemiz gereken çok şey olduğunu
  • Türkiye’de oluşmakta olan camianın şu anda olmasa bile, ileride belirleyici öneme sahip olacağını
  • Türkiye-Avrupa arasında ciddi bir bilgi alışverişi sıkıntısı olduğunu
  • Türkiye’de fikir (iş fikri değil, iş yapma fikri) üretimi konusunda sıkıntı olduğunu

Görebilmek çok güzel evet, ama asıl önemlisi bu gördüklerime uygun olarak hareket etmek, yani pozisyon almak. Gördüklerimle ilgili yaptıklarım:

  • Almanya’da oyuncu olmamak. Almanya piyasasına yönelik işlere daha fazla zaman ayırmadım.
  • Türkiye’deki işler para getirdikleri için öldürmek mümkün değildi, ama biz olmadan da yürüyebilecek bir hale gelmeleri mümkündü. Bunun için küçük küçük bir sürü süreci optimize ettik, yeni insanlar entegre etmeye çalıştık.
  • Bana birşeyler öğretebilecek insanlara, işlere, ortamlara yakınlaştım. Katıldığım etkinliklerin profilini yükselttim, benden daha çok iş başarmış mixxt ekibine dahil oldum.
  • Elimden geldiğince sık şekilde Türkiye’ye gelmeye çalıştım, uzun uzun kaldım, insanlara bağlantılar sağlamaya çalıştım, zaten herkesin yeni insanlara ve sözlere açık olduğu bu dönemde kısa sürede çok insan tanıdım, severek zaman geçirdiğim arkadaşlar bile edindim. =)
  • İnsanlara Türkiye’den/Avrupa’dan bahsettim. İki pazar hakkındaki bilgiyi doğru yerlerde aktarmak bana önemli kapılar açtı.
  • İş yapmanın ayrıntılarına yönelik yazılar yazdım, konuştum, anlattım. Yine aynı sebepten ötürü ayrıntılı şekilde kendi tecrübelerimi sıralıyorum.

Büyük iş başarmak görecelidir ve belirsiz bir hedeftir, bu yüzden büyük işler peşinde koşmak ve hayal kurmak ne kadar zevkli de olsa, somut ve küçük hedefler koyarak ilerlemek çok daha kolay ve gerçekçi oluyor. Bunun için kafamı kaldırmak ve pozisyon almak benim için gerçekten çok kullanışlı iki yöntem oldu. Birey veya şirket olarak, -Yossi Vardi’nin bilimkurgu ürünü dediği- iş planları yazmak ve bunlara takılmak yerine, sürekli farkında ve hareketli olmak daha mantıklı gibi geliyor. Elbette her esen rüzgarda yön değiştirmek yanlış ve yorucu; konu burada dengeye geliyor. Bunun için bir formül yok belki, ama becerileri ve eksiklikleri iyi belirleyip, becerilerimi kullanabileceğim ve eksikliklerime hayati şekilde ihtiyaç duymayacağım alanlar açıp, buralarda gelişmeyi sürdürmek -daha önce başarısız olmuş olma koşulu ile- sanırım fazla da yanlışlık yapma şansı tanımıyor insana.

Mesleki hayat uzmanlarına göre belki de insanlık tarihinin en eski bilinenine değinmiş olabilirim bu yazıda. Mesleki hayat kurma konusunda, -örneğin- sosyal ağlardan para kazanmak konusundaki kadar büyük bir iddiam yok. Buna rağmen, bu yazıyı yazma sebebim, yaklaşık 4 senedir ticari bir beklenti ile internet ile uğraşan, 6 yıldır yurtdışında yaşayan birisi olarak, elimdeki bu son 1 yıl içinde değerleri ve imkanları bilinçli olarak değerlendirmeye başlamamla, kişisel başarım arasındaki doğru orantıyı örnek olarak kullanarak -sanırım fazla da farkında olunmayan- basit bir yöntemi açıklamak istememdi.

Toplam : 8 Yorum var

    Esra Mercan December 28th, 2008 at 4:18 am

    Bu tür yazıların paradoksal yanı herhalde yazana sağladığı kadar okuyana fayda sağlayamaması. Bazı şeyleri yaşarken öğrenmek, yazıya bir türlü aktarılamayan formüller veya yaşayana kattığı değerle özdeşleşen haller harflere dökülünce ancak kendince başarılı olduğu kanısında olan bir delikanlı gencin silüetini çizebiliyor. Geçen yılın sağlamasını yapman uzaktan bakana “vayh be nirvanaya ulaşmış adam” türünde bir etki bırakmasa da muhtemelen sana önem veren insanlar için umut dolu bir tablo çiziyor. Gelecek yılın sonunda sana bunların katbekat ötesinde değerlendirme yaptıracak şeyler yaşaman dileği ile. =)

    Şekip Can Gökalp December 28th, 2008 at 7:42 am

    Yazının okuruna, yazarından az fayda sağlayacağı konusunda katılıyorum sana. Yani benim için bir derleme ve kendi tarihime not düşme olacak bu yazıdan, kaç kişi bir şey alıp gider bilemiyorum.

    Sağlama konusunda ise “işte başarılarım”dan ziyade, karşıma çıkanlar ve verdiğim tepkiler olarak isimlendirmek daha iyi olur. Başarılar başka şeyler bence. Nirvana değil, Rolling Stones diyorum o yüzden. Keep rolling hesaabı. =P

    Sağol Esra yorumun ve iyi dileğin için.

    Ufuk KILIÇ December 28th, 2008 at 12:29 pm

    Özellikle “Kafamı kaldırınca gördüklerim:” kısmında yazdıklarına katılmamak elde değil.

    Umarım 2009 yılında daha etkili bir Mixxt çalışmaları ve Türkiye ile Avrupa arasındaki etkin paylaşımlarını sürdüreceğin yıl olur.

    2009′da bol başarı, sağlık ve mutluluklar dilerim ;)

    Şekip Can Gökalp December 28th, 2008 at 3:25 pm

    Teşekkürler Ufuk.

    Zamanın getireceklerini hep birlikte göreceğiz, ama bence başarılı olmak için son derece uygun bir zaman olacak 2009. Hepimiz için…

    Tanıl Ünlü December 29th, 2008 at 6:27 am

    Güzel bir düşünce paylaşım yazısı olmuş bu Şekip. Pozisyon almak. Hiç bu açıdan bakmamıştım. :-)

    Şekip Can Gökalp December 29th, 2008 at 9:14 am

    Teşekkürler Tanıl, bloğumu okumana sevindim.

    Değişik bir fikir verebildiğime de ayrıca sevindim. =)

    Ahmet Caglayan December 30th, 2008 at 8:33 am

    “..elimdeki bu son 1 yıl içinde değerleri ve imkanları bilinçli olarak değerlendirmeye başlamamla, kişisel başarım arasındaki doğru orantıyı örnek olarak kullanarak -sanırım fazla da farkında olunmayan- basit bir yöntemi açıklamak istememdi.”

    Amerika’yi yeniden kesfetmek bazen cok yararli oluyor. Basit bir yöntem demissin, “pozisyon almak” icin, yöntem basit belki ama, gerekliliginin farkina varmak zor.

    Güzel yazin icin tesekkürler

    Ali Müslümanoğlu January 13th, 2009 at 4:44 am

    yazarın yaşadıklarını okuyucuya aktaramıdıgı noktasına katılmıorum eğer böyle olsaydı herhangi bir kişisel gelişim kitabının işe yaramaması gerekirdi. Mesele bu okuduklarından neler çıkardıgın ve en önemli kısım bunları kendinde ve hayatında ne kadar uygulayabildiğin (birisi bu uygulama noktasında da kitap yazsa efsane olucak=))

    çok güsel bi yazı olmuş şekip İnşAllah yeni yılda aldıgın kararları ilerletip geliştirdigin bi yıl olur

Yorumunuz: