
Şekip Can Gökalp
Merhaba,
Ben Şekip Can Gökalp. Kişisel bloğumda, internet ekonomisi ile ilgili olarak katıldığım etkinlikler, tanıştığım insanlar ve genel olarak sektörde edindiğim gözlemleri bulacaksınız.
Keyifli seyirler.





LeWeb Avrupa piyasasını Web 2.0 Expo’dan çok daha başarılı şekilde bir araya getirdi. Bunun belli sebepleri ve bunlara bağlı sonuçları var. Loic Le Meur ve sergilediği yaklaşım sanıyorum ki bunlar arasında en önemlisi. Yaklaşım biraz magazinel olmakla birlikte kesinlikle ihtiyaç duyulan bir infotainment anlayışı barındırıyor içinde. Piyasa içinden ve dışından perde önü insanlarını davet etmesi, bir yarışmayla desteklemesi ve de sonunda -bu yazının da konusu olan- bir tartışmaya dönüşecek oranda öne çıkardığı “Biz Avrupalıyız” fikri.
Avrupa’yı tek bir ülke olarak görüp, insanları bir çatı altında toplama çabasını ifade edip, sürekli olarak farklı Avrupa ülkelerinden örnekler vererek bu algıyı pekiştirmesi, LeWeb’in kapanış seansındaki Gilmore Gang sırasında “Biz yaşamayı biliyoruz, Amerikalılar en fazla Starbucks’ta 5 dakika kahve içiyorlar” deyivermesi ile patlak veren o tartışmayla zirve yaptı. İnsanlara hedef gösterdiğiniz zaman bir araya gelmeleri -bilindiği üzere- daha kolay oluyor, burada ciddi bir ABD vs. AB tartışmasının başlaması, iki tarafa ait kimsenin birey bazında karşı tarafla iş yapmasını engellemeyecektir tabi, ama tartışma en azından yüzeysel bir fraksiyon oluşumunu gerçekleştirdi gibi duruyo.
Ventee Prive ve Meetic gibi iki Fransız devini örnek gösteren Le Meur’a karşılık, Michael Arrington‘un argümanları son derece net: Google, Yahoo, Ebay. Arrington’a göre Avrupalı bir başarı öyküsü olan Skype’ın Amerikan Ebay’e satılmış olması da Amerika’nın üstünlüğünü gösteren işaretler arasında. Bu üstünlüğün arkasında Arrington’a göre Amerikalıların kazanmayı sevmeleri ve çok çalışmaları yatıyor, buna karşın Avrupalılar zengin, rahat ve dolayısıyla tembel. Uzak doğudaki bazı firmaların başarıları da aynı hırs ve kazanma azmine bağlanıyor bu tartışma içinde.
Olayın sadece çalışma azmine bağlanması ancak kasıtlı bir körlüğün, yani tipik kazanan körlüğünün getirisi olabilir. Amerika bir kitlesel medya kolu olarak görebileceğimiz internette de tüm diğer medya tiplerinde olduğu gibi dünya lideri. Bunun sebebi tüm diğer alanlarda olduğu gibi ekonomik güce ve yüz yıl öncesine dayanan bir aritmetiğin getirisi. Amerika dışındaki firmaların Amerikan pazarında kabulü veya Amerikan bloglarında yer bulması bile son derece güç. Buna ek olarak, tüm global medya içeriğinin Amerika’da üretiliyor olması, Hollywood ve MTV etkisinin dünyanın kalanında görülmesi ve de elbette Amerikalıların bu avantajı -doğal olarak- ellerinden bırakmak istememelerinden kaynaklanan şiddetli bir yok sayma anlayışı olması da cabası. Yani neticede iş bağlantıları ve stratejik atılımlar çoğu startupın ömrünü gerçekte belirleyen şey oluyor. Bu böyleyken bir Estonyalının gidip Amerika’da başarılı olması son derece zor. Avrupa’nın dev ekonomileri bile, ABD ile kıyaslandıklarında küçük kalıyorlar ve yatırımlar konusunda dönen rakamları karşılaştırdığımızda, ciddi bir fark görüyoruz. Silicon Valley etkisini de unutmamak gerekli tabi. Dünya’daki bütün başarılı servislerin neredeyse İstanbul kadar bir alana yayılmış olan bu vadiden çıktığını düşünürsek, oralarda gerçek bir lobi ve networking faktöründen söz etmek mümkün olacaktır.
Daha Büyük Haritayı Görüntüle
Peki Türkiye olarak biz neredeyiz?
Kitleselliğin, milyonlarca insana bir içerik/servis sunarak fayda sağlamanın ve bunu paraya çevirmenin esas olduğu bu yeni ekonomide biz nerede duruyoruz? Çoğu sektörde olduğu gibi, burada da sanıyorum ki en önemli açılım uluslararası bağlantılarla yakalanabilecek. Türkiye piyasasının ticari olarak değer arz ettiği artık su götürmez bir gerçek. Girişimcilerin eğitimi, lobi faaliyetleri ve eski ekonominin büyüklerinin yeni ekonomiyi anlamaları ve değerlendirmeleri en önemli üç etken. Bu sayede iyi, uzun vizyonlu ürünler çıkartılabilir, dünyada etkin şekilde duyurulabilir ve de finansal olarak güçsüz kalmayacaklardır. Bu konuda birçok atılım yapıldığını söyleyebiliriz, o yüzden işlerin hızla iyiye gittiğini düşünüyorum. Öte yandan, yeterince hızlı olmadığımız da ortada. Geçen sene Doğu Avrupa‘dan bir iki mucize dışında fazla isim ve gelişme duymazken, bu sene LeWeb’de ilk üçe 2 firma soktuklarını gördük. Orta Doğu‘da batıya en yakın duran ülke olmamıza ve de Araplarla son derece kuvvetli ticari ilişkilerimiz olmasına rağmen, Kuzey Afrika ve Orta Doğu‘ya baktığımızda oraların bile hızlı bir yeşerme içinde olduklarını görüyoruz. Bence her sene Türkiye’den 5 firmayı Amerika ve Avrupa‘daki bu etkinliklerdeki yarışmalarda temsil edecek kaliteye ulaştırabilmeliyiz. Global bir vizyon ve bilgi birikimi var, bunun ne kadarı Türkiye piyasasına uygulanabilir bu meçhul, ama global bir girişimci ve oyuncu olmak istiyorsak, global dünyada daha fazla yer almak zorundayız.


Toplam : 2 Yorum var
Muge Cerman
December 15th, 2008 at 5:55 am
Şekip Can Gökalp
December 27th, 2008 at 6:49 am
Şekip Üstad, çok güzel bir yazı olmuş. LeWeb’e katılmış kadar biliyorum ne olup bittiğini sayende. Türkiye konusunda ise sonun kadar haklısın. Teşekkürler, yazdığın ve bizlerle paylaştığın için.
Sevgi ile kal…
Teşekkürler Müge Hanım. =)
Yorumunuz: