Sevdiğim şeylerden uzak kalmaktan hoşlanmıyorum ve hevesle yazmaya başladığım bloğuma son iki hafta içinde yazı yazamamak da pek hoşuma gitmedi. Bahanem de hazır gerçi; uzun süredir tek bir işe bu kadar odaklanıp diğer herşeyden kopmamıştım. Çok fazla sayıda yeni insanla tanışıp, yeni şeyler öğrendiğim için zevk alarak devam ediyorum, fakat özellikle bloğumdan uzak kalmak pek hoşuma gitmedi. Bu süre içinde -haliyle- epey malzeme çıktı, ama kısa bir kişisel perspektif özeti yazmakla yetineceğim şimdilik. İncelemek istediğim bir iki konu var, bunları belki Gent’te ofis ortamında çalışacağım için bu hafta içinde daha rahat bir şekilde yazıya çevirebilirim. Şimdi başıma gelen onlarca şey arasından seçtiğim 7,5 şey.

  1. Geçen hafta Cuma günü Netbook Media‘dan Barış aradı ve Netlog Beyaz Show’a sponsor olmak ister mi diye sordu. Netlog doğal bir büyüme yaşadığı için marka bilinirliği olarak Taksim-Maslak hattında ne kadar büyük olduğuna dair yeterli bir algı yok ve kime 6.2 milyon üyemiz var desek gözleri fal taşı gibi açılıyor. Bu bilinirliği sağlamak için çeşitli çalışmalar yapmak istiyorduk. Biraz spontane ve plansız da olsa bu soruya tamam dedik ve böylece ufak bir işbirliğine başlamış olduk. Beyaz, program sırasında bir muhabbette ben Facebook değil Netlog kullanıyorum diyerek bir jestte de bulundu. Şubat ayında yayınlanacak programlarda da devam edeceğiz buna. Üye sayısında veya trafikte bir değişiklik oldu mu diye soruluyor, ama asıl soru şu olmalı; Bundan 3 ay sonra Netlog basında kaç defa anılmış olacak. Bunu birlikte göreceğiz sanırım. Benim için de yeni bir tecrübe.
  2. Ajanslarda enteresan bir hayat dönüyor. Uzun yıllar yayıncı tarafındaydım, hala yayıncı tarafındayım gerçi, ama şimdi ajanslarla daha sıkı bir ilişki içindeyim. Orada internete daha sayısal bir bakış var. İyi bir şey, çünkü sayısallık olmadan sektörler oluşmuyor. Kötü, çünkü her iş sayısallığa ajansların bildiği anlamda sahip olmayı hedeflemiyor. Piyasa olgunlaştıkça buradaki denge kurulur umarım. (2,5. Netlog TR & ME sorumlusu Timothy’nin buraya gelmesiyle başlayan 2 haftalık yoğun toplantı haftasında özellikle medya ve kreatif ajanslar ile bol bol toplanıp görüştük. Bir iki defa müşterilere de gittik beraber ve bu yüzden tüm zamanım dışarıda ve yollarda geçti. Hemen her gün iş bağlantılı bir akşam yemeği programı da yapıldığı için eve gelmem genel olarak 11′i buluyordu. Toplantı sonrası ve öncesi işler geceye kaldı ve dolayısıyla pek uyuyamadım. Dünki etohum haftasonu buluşması da bu iki haftanın sonunda gelen bir lolipop oldu diyebilirim. akşam eve varıp bir yemek yedikten sonra 6 gibi sızmışım, uyandığımda sabah 9′du. 15 saat. Gülümseyerek uyandığımı söyleyebilirim. Uyumak önemli. Dün Uğur Özmen “Hayırdır dalmışsın” deyince yorgun olduğumu ben de fark ettim.)
  3. İstanbul’da yaşayan batılı yabancılar arasında bol bol sosyal medya sevdalısı insan olduğunu keşfettim. Tesadüfen oldu da diyebilirim. Bir iki örnek gördükten sonra, Twitter’ı kullanan kimler var diye bakınırken bir miktar teknoloji ile alakasız Twitter kullanıcısı da gördüm. Twitter’da son takip etmeye başladığım kişilere bakarsanız görebilirsiniz bunları. Twitter’ı biraz teknolojik eksenden çıkarmaya çalışacağım. İstanbul’da enteresan şeyler keşfetmek için bir araç olabilecek mi, bunu merak ediyorum. Bu arada 12 Şubat’ta dünyayla aynı günde bir Twestival düzenleniyor İstanbul’da, bununla ilgili bilgi için tık.
  4. StartupsInTurkey.com‘u açtık sonunda. Aylardır aklımdaki bir fikirdi, Burak Büyükdemir’le de konuşmuş ve yapalım demiştik, onun da aklındaymış. Sonra bir gün bir kahvaltıda Mert Erkal’ın ben de editör olurum demesi üzerine, adımları atmaya başladık. Vadi’nin de daha önceden böyle bir şey yapmak istediğini biliyordum ve açılma öncesi süreçte o da olaya dahil olunca 4 kişi birer ucundan tuttuk ve siteyi açtık. Burak Dönertaş tasarımını yaptı. SIT hakkında söylenecek çok şey var aslında, ama site kendini anlatacaktır.
  5. Geçen hafta Murat Kaya ile birlikte befunky ofisinde bir öğle yemeği yedik. Gayrettepe civarında müstakil bir malikhanede işlerini yapıyorlar. Teknoloji firması oldukları için zaten önleri açık, ama bir de kendi ağızlarından dinleyince daha da inandığımı söyleyebilirim. Tekin Tatar zaten olayın “iş” tarafını çok iyi algılamış. Türkiye’nin çıkardığı en sağlam servislerden biri olarak 1-2 sene içinde önemli yerlerde göreceğimize inanıyorum. Fotoğraf hala bir numaralı medya türü, bu alanın son kullanıcı tarafındaki önemli bir kısmında köklü değişiklikler yaratacaklarına inanıyorlar. Hedef iyi, ekip iyi, gidişat da iyi. Umarım böyle devam eder ve hedeflerine ulaşırlar.
  6. Ugrade!Istanbul’un geçen hafta düzenlenen etkinliğinde Burak Arıkan‘ın mikro-emek üzerine fikirlerini ilginç buldum. Özetle, sosyal ağlarda yarattığımız değerin kullanıcılar oalrak karşılığını alamadığımızı ve bu sebeple sosyal ağ işletmecilerinin kullanıcıları sömürdüğünü iddia ediyordu.  Ben internetle haşır neşir olmaya başladığım zamandan beri üretici tarafta yer aldığım için, kullanıcı dediğimiz grubun içinde basit bir kullanıcı olarak yer alamadım. Bakış açım bu yüzden taraflı olabilir, ancak bu pahalı teknolojilerin ve daha da pahalı operasyonların sürdürdükleri ekonomik var olma uğraşı bir yana, her kullanıcının bu ağlardan ne çıkardığı da önemli bana göre. Hayatımız boyunca tek bir bardak kola içmesek de yaşayabileceğimiz gibi, Facebook’la alakamız olmadan da yaşayabiliriz, fakat Facebook sayesinde elde ettiğimiz ticari ve sosyal kazanımlar acaba tüm Facebook kullanıcılarının hayatını toplamda ne kadar etkilemiştir? Şöyle özetlersek, LinkedIn’e para veriyoruz, çünkü para kazanmamızı kolaylaştırıyor, İstanbul.net’e para veriyoruz, çünkü sevgili bulmamızı kolaylaştırıyor, Facebook’dan para istiyoruz, çünkü? Bu sorunun cevabı “biz olmasak facebook olmazdı” ise, geçiniz. Bence, şu anki haliyle dengeli bir ilişki söz konusu.
  7. Londra’da 9-10 Mart’ta gerçekleşecek Social Networking Forum‘a blogger olarak akredite oldum. Türkiye’den de epey katılım olacak gibi görünüyor, en azından gelmek istediğini bildiğim bir miktar insan var. Yarısı gelse bile 4-5 kişi oluruz. Güzel de olur. Etkinlik öncesindeki haftada Gent’te olma ihtimalim var, öyle olursa trenle Brüksel’den Londra’ya gitme ve Manş denizini tünelle geçme eğlencesine de katılmış olacağım. Hayırlısı.
  8. Dün gerçekleşen etohum haftasonu buluşmasında, eğitimlere katılacak, kafe toplantılarında işlerini anlatacak olan 15 firmayı/ekibi dinledik. Ekipler bu eğitimlerden sonra birer 3 veya 5 dakikalık performans daha sergilemeliler diye düşünüyorum. Etohum’un üç önemli ayağından biri olan eğitim kısmının (diğer ikisi; sektör abileriyle yakın temasta bulunma şansı ve bilinirlik) ne kadar etkili olacağını bu şekilde kolayca görebiliriz, zira performansların tümü kötüydü. Sunumax eğlenceliydi diyebiliriz, ama tabi o da son derece dağınıktı. Önemli olan sunumlar mıydı, eh biraz öyleydi. O işlerin ne kadarı başarılı olur, ne kadarı başarısız olur buna karar vermek şu anda kumara girer. Etohum’un ve Burak Büyükdemir’in ne kadar önemli bir iş yaptığını bir önceki yazımda da okuyabilirsiniz, yine de tekrardan tebrik ediyorum kendisini, Selçuk Koyuncu‘yu, Metin Kahraman‘ı, Harun Pekşen‘i, Müge Çerman‘ı ve etohum’a bir şekilde katkısı dokunmuş herkesi.

Bunların hepsi ayrı ayrı yazı konuları aslında (uyku kısmı hariç, o zaten buçukluk olarak listede yerini alıyor), ama dediğim gibi vakit ve fırsat olmadı. Bundan sonra böyle büyük aralar vermemek niyetindeyim, tabi insanın hayatındaki böyle büyük değişiklikler her zaman tertipli bir şekilde ele alınamıyor. Bu yazıyı da havaalanında geçirdiğim 2 saat içinde yazdım. Şimdi Brüksel’e doğru yola çıkıyorum, oradan Gent’e. Bir hafta Netlog ofisindeyim, bakalım işler merkezde nasıl yürüyormuş…

Toplam : 2 Yorum var

    Vadi Efe February 1st, 2009 at 12:56 pm

    bu aralar gerçekten çok şey olup bitiyor… bir haftalık ofis ortamı seni dinlendirip kendine getirecektir… görüşürüz

    Tamer February 25th, 2009 at 2:35 pm

    son zamanlarda bu kadar iyi anlatım yaparak yazı yazabilen bir blogcu görmemiştim. sitenizi ve dolayısı ile sizi farkettiğim için mutluyum.

    bu kadar ara vermemenizi dilerim.
    takipteyim (:

Yorumunuz:


Add a comment on FriendFeed