
Şekip Can Gökalp
Merhaba,
Ben Şekip Can Gökalp. Kişisel bloğumda, internet ekonomisi ile ilgili olarak katıldığım etkinlikler, tanıştığım insanlar ve genel olarak sektörde edindiğim gözlemleri bulacaksınız.
Keyifli seyirler.





Bugün biten hafta içinde başlıktakilerden daha fazla sektörel etkinlik vardı aslında. Artık sürekli olarak artan bir sıklıkla interaktif sektörün çeşitli kolları bir araya geliyor. Blog Ödülleri, Etohum’la beraber, IAB Genel Kurulu ve Turkcell’in iş ortaklarını çağırdığı “Internet Dünyası ve Mobil’de Yeni Fırsatlar” etkinliği de geçen hafta iki önemli etkinlikti.
Interactive Advertising Bureau Türkiye’de 18. ayını doldururken geçtiğimiz hafta yaklaşık 100 kişinin katıldığı bir genel kurul ile bazı işleyişsel değişiklikleri oyladı, komiteler için katılımcılar belirlendi, temsil başarısı, IAB’nin işlevselliği gibi konular masaya yatırıldı. Bir süredir damardan giriş yaptığım interaktif reklamcılık sektöründeki acımasız gerçeklere baktığımızda, IAB başkanı Levent Erden‘in de dediği gibi normalde masanın iki tarafında oturan ve -benim eklemem- birbirini gırtlamakla yükümlü bu insanlar, aynı amaç için aynı odada bir araya gelebildikleri için tebriği hak ediyorlar. Tabi ki birileri söz alıp konuştukça odanın farklı köşelerinden yükselen fısıldaşmalar olmadı değil. O kadar olacak.
Amerika’da 1996′da kurulan ve bir süre önce Türkiye’ye gelip belli sayıda kurucu üyenin çabasıyla hayat bulan IAB’nin şu andaki birincil hedefi ölçümlemeyi standartlaştırmak. Bu gerçekleştiğinde tüm üye kuruluşların onaylayıp kabul ettiği bir trafik bilgisine sahip olunacak. Kurumun Reklamverenler Derneği, Reklamcılar Derneği ile birlikte, medya şirketleri, satış evleri, yayıncılar ve interaktif ajansları da bünyesinde barındırıyor olması, bu merkezi ölçümlemeye ciddi bir güven sağlayabilir.
Netlog’u temsilen bulunduğum kurul toplantısından sonra, yakın zamanda bir yayıncılar toplantısı yapılacak. Bunu komite toplantıları (bir tanesine girip neler olup bittiğini daha yakından takip etmek ve elimden geldiğince katkıda bulunmak istiyorum, gelişmeleri aktarırım) ve dönemlik kurul toplantıları takip edecek. Aslında bu kadar rekabetçi bir iş kolunun böyle bir şekilde bir araya gelip üretimde bulunması çok önemli. Hem herkesin aynı gemide -bir numaralı sektör klişesi- olduğunu unutmaması için, hem de sektörün derli toplu bir ilerleme kaydedebilmesi için, bu son derece önemli. Turkcell’den de katılım olması ayrıca önemliydi, çünkü Turkcell reklam dünyasıyla, mobil pazarlama ekibi ile aslında reklamveren olarak değil, bir nevi mecra olarak iletişim kurmayı seçmişti. Hemen ertesi gün gerçekleşen Internet Dünyası ve Mobil’de Yeni Fırsatlar toplantısında değinilen konular bunu teyit ediyor.
Aslında bir süredir belli başlı internet yayıncıları Turkcell -ve diğer operatörler- ile internetin gücünü mobilde yeni ortaya çıkan imkanlar ile birleştirmek için görüşüyordu. Turkcell’in bu daveti bu süreçleri artık görünür bir hale getirmek, belki de belli bir temele oturtulduğu düşünülen mobil internet açılımını resmen duyurmak adına yapıldı diyebiliriz. Aslında dönemsel olarak tekrarlanması isabetli olacaktır diye düşünüyorum.
Toplantıdan aklımda kalan iki şey var. İlki mobil üzerinden siteye trafik sağlanması konusu. Mobil trafik çok değerli, hem ödeme kanalları hem reklamveren gözünde mobil şu anda webin 10 yıl önceki haline benzer fırsatlar sunuyor. Fakat Turkcell’in getirdiği yenilik, üzgünüm, içler acısı.
Sistem şu:
Olayın saçma taraflarını göremeyenler için; Bilgisayar karşısındaki adam cep telefonuna neden link istesin? Cep telefonuna uygun site yapmaktan aciz internet yayıncısı neden böyle lüzumsuz ve zahmetli bir kullanımla destekleniyor? Mobil internet kullanıcısı açısından küçücük ekranda koca siteyi görmek mi yoksa optimize edilmiş bir ekranda gerekli bilgileri görmek anlamına mı geliyor?
Bu yeniliğin sunumundaki “Bakın bir tık kazandınız” yaklaşımını ayrıca bir ele almak gerekiyor aslında. Ayda milyonlarca “tık” ile çarklarını döndürmeye çalışan yayıncıları gerizekalı yerine koymaya ne gerek var?
İkinci konu da, mobil ödeme sistemindeki gelir paylaşımı mevzuu. Buradaki olay özetle şu: SMS ödemesi yaparak internette alışveriş yapabiliyorsunuz. Eskiden bu sisteme dahil olan ÖİV şu anda olmadığı için, bu sistem bir nebze de olsa gerçek bir ticaret imkanı sağlayabilir. Turkcell uzun uğraşlar sonunda mümkün kıldığı bu sistemle ücretli online servisler ve e-ticaret için çok önemli bir açılım gerçekleştirdi. Fakat. Fakat maalesef yüzde 40′a kadar çıkan payı ile, yine de bu yöntemi kullanma hevesindeki yayıncıların önüne ciddi bir soru işareti çıkarıyor. Bu payların yüksekliği, tahsilat konusundaki riskle açıklanıyor, fakat başka bir soruya cevaben -mobil ödemenin hayata geçtiği günden itibaren- geçen 8 ayda, tahsilatı yapılamamış mobil ödeme oranı %0,0 olarak açıklanıyor. Bu tarz çelişkiler tabi iş yapma zeminini zedeliyor.
Turkcell içinde farklı farklı ekiplerle ve amaçlarla son 2-3 ay içinde yaptığım 10 kadar toplantıda son derece yetkin ve vizyoner birçok insanla tanıştım, fakat çok çok büyük bir ticaret hacmine ve operasyonel yapıya sahip olan Turkcell kaçınılmaz bir kurumsal hantallık sorunu ile karşı karşıya. Avea ve Vodafone’da durum hiç farklı değil bu arada. Bu sebeple, platform olarak kalmaları ve çevik iş ortakları ile çalışmaya devam etmeleri çok daha makul olacak gibi görünüyor. Bu yola girilmeden önce Turkcell’in iş ortaklarıyla aynı hizmeti aynı anda sunuyor olması da diğer bir çelişki. Hem iş akışının hızlanması, hem de yatırım yaparak Turkcell hizmetlerini ilgililere iletmeye ve karlı bir iş yapmaya çalışan iş ortaklarının başından itibaren sorunsuzca çalışabilmesi için daha yalın bir model belirlenmeli diye düşünüyorum.

Bahar’ın gelmesiyle üniversite etkinlikleri hız kazandı. Son bir yıl içinde patlama yapan internet tabanlı işler dolayısıyla, bu sene bu etkinliklerin bir çoğunda internet ile ilgili temalar göreceğiz. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilişim Kulübü de, sezonun ilk etkinliklerinden birini organize ediyor. Web Günleri adındaki etkinlik, bu Çarşamba ve Perşembe günleri YTÜ Beşiktaş kampüsünde gerçekleşecek.
Üniversite etkinlikleri genelde içerik olarak iyi oluyorlar, çünkü iyi üniversite kulüplerinde aktif olan öğrenciler doğru insanlar bulmayı beceriyorlar ve çoğu sektör insanı üniversite etkinliklerinde yer almayı seviyor. Bu etkinlikte de çokluk iyi panelistler seçilmiş. İçerik, tanıtım ve sunum konusunda bazı sıkıntılar yok değil, ama zaman içinde daha da güzel etkinlikler düzenleneceğini düşünüyorum. İlgili öğrencilerin sektörle buluşması anlamında güzel bir fırsat olduğu kesin.
Çarşamba günü açılış seansında ben de sosyal ağlarla ilgili bir panelde yer alacağım. StudentSN, Sevenload ve Ortakantin ile birlikte, Netlog’u temsilen “Online Toplulukların Hayatımıza Etkisi” konusunu konuşacağız. Bu konuyu konuşmayacağız tabi ki, ama başlık bu. Sosyal ağlarla ilgili konuşacağız, tek kesin olan bu. Dinlemek, katılmak, anlatmak, tanışmak isterseniz panel Çarşamba sabahı 10:30′da başlayacak, beklerim.

Netlog’a girdiğimden beri, arı gibi çalışan bir iş geliştirme departmanının içinde, daha önce görmediğim derece yoğun bir tempoda günlerim geçiyor. Çalışma metodları, iş yapılan kurumlara olan yaklaşım, açılım yaratıcılığı vs. gibi konularda ufkumu hızla genişleten bir ortam olduğunu söylemeliyim. Avrupa’da sosyal ağlar ekseninde ciddi bir sektör oluştuğunu ve her sosyal ağın farklı farklı modellerle hem krize hem de sosyal ağların karlılığı konusundaki şüphelere karşı savaştığını olayın merkezinden gözlemleme şansı buluyorum.
Buna ek olarak, elimden geldiğince etkinliklere katılmaya devam ediyorum. Bu hafta, Social Networking World Forum’a katılmak üzere Londra’ya geldim. Eş zamanlı olarak yürüyen Mobile Social Networking konferansı ile birlikte dolu dolu bir içeriği olduğunu söylemeliyim. Le Web kadar ihtişamlı olmasa da, SNWF konuşmacıları ve odaklanmış içeriği ile kesinlikle çok faydalıydı. Ağırlıklı olarak monetizasyon konularının ele alınması da tabi iş alanıma birebir uydu. Sosyal medya pazarlaması konusunda Londra’da ne noktaya gelindiğini kısa bir anektodla aktarayım:
P&G “New Marketing Models UK” sorumlusu Emma Jenkins’e bir soru geliyor: Markaların var olan komüniteleri kullanmaları ve kendilerine ait bir sosyal ağ kurgulamaları arasında ne gibi farklar görüyorsunuz? P&G gibi bir markanın temsilcisi olarak Jenkins 2-3 dakika kadar son derece detaylı şekilde iki formatı birbirleriyle karşılaştırıyor. Markalar için mixxt ve Netlog’u karşılaştır deseniz ben de anca bu kadar detaylı bir yanıt veririm diye düşünürken, Jenkins’in marka tarafında duran bir pazarlamacı olduğu gerçeğini hatırlıyorum. Sonra da Türkiye’de görüştüğüm marka müdürleri ve pazarlamacılar aklıma geliyor. Fark büyük.
MySpace’in monetizasyon konusundaki atılımları, tüm sosyal ağ dünyasındaki mikro ödemeye yönelik çeşitli akımlar (Doğu’dan Batı’ya akan) bu konuda daha yapılacak çok şey olduğunu gösteriyor. Yine de bir gerçek kendini açıkça gösterdi diyebiliriz: Sosyal ağların hayatta kalmasının yolu, kullanıcı tabanlı monetizasyondan geçiyor. Gelecekte örneklerini daha da fazla göreceğimiz, oyunlar, hediyeler, ücretli üyelikler, ücretli uygulamalar ve diğer servis sağlayıcılarla yapılan anlaşmalar neticesinde son kullanıcıya sunulan hizmetlerden sağlanan gelir, sosyal ağları gelecekte ayakta tutan ana gelir kapısı olacak. O zamana kadar reklamverenlere bağlı bir ekonomiden söz etmeye devam edeceğiz gibi görünüyor.
Bu konuda çok daha detaylı yazı ve yazılar yazmalıyım aslında, ama maalesef bu aralar bu tarz kısa güncellemelere dönmem gerekecek gibi duruyor. Başka türlü bloğu ayakta tutmam mümkün değil sanırım.
Son olarak Türkiye’den üç kişinin daha konferansta bulunduğunu söylemeliyim. Sürekli şikayet ediyorum bu konuda, bu sefer Xing’den Hakan Gönenli ve Natali Yeşilbahar ile Marjinal PN’den Umut Ersoy da konferanstaydılar. Sevindirici bir gelişme olarak görüyorum. Onlar da izlenimlerini aktarırlar eminim yakın zamanda.

etohum girişimci yatırımcı buluşması olarak başladı, en azından sloganı buydu. İlk olarak Vadi’nin bana gösterdiği etohum’un sitesine baktığımda, açıklamaları, ekibi ve amacı gördüğümde büyük bir eksikliğin giderildiğini görmüştüm. Biraz Almanya’da olmamızla da ilgili olarak, kısa zaman öncesine kadar, sektörde fazla insan tanımamamız da böyle bir organizasyonun eksikliği ile ilgiliydi sanırım. Bu yaz başlayana kadar, Almanya’da, Türkiye’de olduğundan daha fazla internetçi tanıyordum. Şimdi durum tersine döndü.
Yazılarımda veya oturup çay kahve eşliğinde sohbet ettiğimizde, camia lafını sıkça kullandığımız duymuşsunuzdur. İstanbul Erkek Lisesi gibi, sağlam camiaya sahip bir okuldan gelmem sanırım bunu neden bu kadar önemsediğimi açıklıyor. Nasıl ki sanatçılar birbirlerini tanır ve birbirlerinden haberdar olarak akımları oluştururlar veya bilim insanları aynı şekilde birbirlerini takip ederek ve çeşitli şekillerde gruplaşarak ekoller yaratırlarsa, internet de aynı böyle yaratıcılık ve hareketlilik gerektiren bir meşgale bana göre ve bu yüzden bu genç sektörün en önemli ihtiyaçlarından biri camia anlayışı. Henüz sayımız çok az olduğu için bir camiadan söz etmek güç olsa da, ufak tefek gruplar oluşmaya başladı diyebiliriz. Bunun en önemli sebeplerinden biri de etohum.
Bunun gerçekten basit bir getirisi ve önemli sonuçları var. Sağlanan tanışıklık ortamı ile, paylaşımlar ve diyaloglar çok rahat bir sürece dönüşüyor. Birini çat diye arayıp, size saatler kazandıracak önemli bir bilgiyi rica edebiliyorsunuz veya birlikte iş yapabileceğiniz insanları yakından tanımak size onlarla ilgili önemli ayrıntıları bilme lüksünü veriyor. Bazen de “Hadi birer (beşer?) bira içelim” diyerek bir masa etrafına toplanmak da işin diğer güzel bir yönü tabi.
Şu ana kadarki dönemde, bir araya gelip bir girişimciyi dinlememizi -veya sonradan Televidyon‘da izlemek üzere dinlemememizi-, birbirimizle tanışmamızı sağlamış, zamanlama, uygulama ve istikrar açısından gerçekten önemli bir yere sahip bir etkinlik. Kimi eleştiriler var evet, ama sanıyorum ki gönüllü destekler ile gerçekleştirilen böyle bir etkinlik için bunlar son derece doğal. etohum’un bir oluşum olarak var edilmesi ve kabullenilmesi süreci sanıyorum ki belli bir adıma kadar geldi. Şimdi sıra iş yapmakta. Bir süredir etohum ekibi, Şubat civarında başlayacak olan eğitimlere katılmak ve -bence daha da önemlisi- etohum ekolüne dahil olmak üzere başvuru yapan girişimcilerle görüşüyorlardı. Bunlar neticesinde ortaya çıkan 15 ekip, Ocak ayının son gününde, yani 31 Ocak Cumartesi günü, Maçka’daki İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’nde açıklanacak. Yaklaşık 6 saat sürecek etkinlikte, tahmin ediyorum ki başka şeyler de izleyeceğiz. Ben kesinlikle orada olacağım. Bu ekolün doğuşuna şahit olmak ve 15 tane gelecek vaat eden girişimciyi canlı olarak dinlemek isterseniz, gelmenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Avrupa’nın en büyük internet ekonomisi etkinliği olan LeWeb bu sene 5. kere düzenlendi. Bu sene ilk defa bloggerlara özel bir akreditasyon programı açtılar ve de bu programın bir parçası olarak ben de etkinliğe katılma şansı buldum. 1680 kişinin katıldığı “aşk” temalı etkinlik, Paris’te bir kültür merkezinde gerçekleştirildi. Bugün yollarda olacağım, ama yazıyı da ertelemek istemedim. O yüzden fazla allayıp pullamadan, üç ana başlıkta olayı ele alacağım.
Açız, üşüyoruz, yardım çağıramıyoruz
Önce kötü kısımlardan başlayayım; İçerisi buz gibiydi, internet özellikle ilk gün yok denecek kadar azdı (bu yüzden kendi bloğumdan planladığımın aksine sadece Asya pazarları hakkındaki panelden canlı yayın yapabildim), 1680 kişiyi kanepelerle doyurmaya çalıştılar (ve başaramadılar). Kayıt kuyruğu, program kaymaları, teknik aksaklıklar vs. bunlara fazla girmiyorum, zira bunlar her konferansın klasikleri sayılır. LeWeb ‘08′i yerden yere vuran güzel bir yazı okumak isterseniz, Paul Carr’ın Guardian’daki şu yazısına bakın.
Türkiye nerede?
Son olarak, biliyorum bazen sinir bozucu olabiliyor bu konuda söylediklerim, ama 1680 kişi içinde Türkiye’den sadece 3 kişinin olması da ayrıca üzücüydü bence. Türkiye’den dediğime de bakmayın, bu üç kişiden biri Almanya’da yetişmiş olan İbrahim Evsan diğeri ise UNICEF’den Esra Doğramacı’ydı ki tam olarak bu işlerle bağlantısı nedir bilemiyorum, çünkü kendisini bir türlü yakalayıp konuşamadım. Göz göre göre bir sektörün –hem de diğerlerine kıyasla komik rakamlarla başarı elde edilebilecek yepyeni bir alan açan bu sektörün- daha Türkiye’den kopuk şekilde coşmasını izlemek gerçekten üzücü. Taze girişimciler için belki tüm git-gel masrafları fazla olabilir, ama sektörde buraya gelip bu ortamda bulunma imkanına sahip olan en az 100 kişi vardır, ama sanırım bu tarz ortamlar kısa vadede somut fayda getirmeyeceği düşünülüp yok sayılıyor. Hiç lobi yapmıyoruz, sonra neden Türkiye’den global girişim çıkmıyor diye soruyoruz. Bu işler tesadüfen olmuyor, orada olup kendimizi göstermeliyiz.
Sahnede yıldızlar geçidi
Genelde içerik berbat olur derler böyle konferanslarda, ama yüzde 80′i süperdi konuşmacıların, konukların ve panelistlerin. Program özenle dengelenmişti, bunu da çok iyi buldum. Yani internet neticede herşeyi kapsıyor ve bir iş. Bu yüzden sadece internetçileri çağırmakta fazla fayda görmüyorum. Sektör dışı insanların kattığı tat son derece önemliydi. Her zamanki uçup kaçan sponsor seansları dışında aklımda kalanlar:
David Weinberger: Harvard Üniversitesi’nden bir profesör kendisi. Liderlik anlayışının değişimi ile ilgili son derece kafa açıcı bir konuşma/sunum yaptı. Bulursanız izleyin derim.
Italy Talgam: Aslında orkestra şefi olan bu abimiz de, sevgi temalı LeWeb’de “severek kontrol etme” üzerine eğlenceli bir aksiyon gerçekleştirdi. Yüzlerce ciddi ciddi kadınlar adamlar olarak kalkıp “Bilader Yakup” söyledik.
Paulo Coelho: Aslında ne kitaplarını, ne de yazarlığa bakışını severim Paulo Coelho’nun, ama son derece zeki birisi olduğu su götürmez bir gerçek. Daha önce Frankfurt Kitap Fuarı’nda anlattığı hikayeyi burada da anlattı. Rusya’da yılda 10 bin kitap satarken, tüm kitaplarını Rusça olarak internete koymuş ve o sene 100 bin, sonraki sene 1 milyon kitap satmış Rusya’da. Telif hakları ile ilgili bambaşka bir anlayışın temsilcisi yani.
Susan Wu: ohai’nin CEO’su. Virtual Goods teması ile ilgili son derece ilginç bilgiler verdi ve açılımlardan bahsetti. Virtual Goods konusu Loic Le Meur’un de son derece ilginç bulup bu sene özellikle ön plana çıkardığı alanlardan biriydi. Türkiye’de de örneklerini görmeye başladık aslında; Ersan Özer bu konuda ilk denemeyi yaptı.
Yossi Vardi: Piyasanın gerçek köklü yatırımcılarından biri. Şu lafını Friendfeed’den geçtim bu sözünü, ama tekrarlamakta fayda var: “İş planı bir bilim kurgu alt türüdür.” Kendimizi kandırmayalım diyor. Dikkate değer.
Mike Butcher: Bağırıp çağırıp Avrupa şöyle süper böyle süper dedi. “Büyük Mike” ile olan fotoğrafını gösterip geniş geniş güldü. “İstanbul’da bile” dedi. Eh.
Marissa Mayer: Google kullanıcı deneyimi ve arama ürünleri VP’si. Rahat, samimi, sempatik, kadın, akıllı vs. Salonu kendine aşık etti bir nevi. Nikesh Arora‘nın aksine demeliyim. Adam bir buz dağıydı. Eren Emre Kanal’ın Arora-Le Meur sohbeti hakkındaki yazısını okuyunuz.
The Gillmor Gang: Komik ve şişko bir grup Amerikalı blogger. Michael Arrington – Co-Founder & Editor, TechCrunch, Hugh MacLeod – Cartoonist and professional blogger, gapingvoid.com, Gabe Rivera – Founder, TechMeme, Robert Scoble – Video Blogger, Fast Company, Doc Searls – Senior Editor, Linux Journal ve Steve Gillmor – Founder, The Gillmor Gang. Bu ekibe son anda Loic Le Meur da eklenince konu bir anda Amerika vs. Avrupa çatışmasına dönüştü. Çatışma da denmez gerçi, Loic kibarca savundu, Michael Arrington son derece sert şekilde lafı özetle “Avrupalılar zengin ve tembel, Amerikalılar kazanmayı sevdikleri için deliler gibi çalışıyorlar”a getirdi. Bu konuda söylenecek çok şey var, ama maalesef tartışma fazla da derine inemedi, çünkü Scoble sürekli komiklikler yaparak konuyu dağıttı.
Ve Startup Competition
İlk gün toplamda 30 firmanın yedişer dakikalık sunumlar yaparak kendilerini halk ve jüri oylamasını sundukları startup yarışması, ikinci gün finalistlerin ana sahnede sunum yaptıktan sonra ödüllerini almaları ile son buldu.
1. Viewdle: Video içinde arama yapmayı ve surat tanımlama teknikleri ile herhangi taramaları mümkün kılan, Ukrayna çıkışlı müthiş bir teknoloji. Son derece sade bir sunumla teknolojilerini anlattılar. Gelir modeli ise API’nın kademeli kısıtlamalarla kullanıma açılması. Salondan sürekli “vaay” “ooo” “hmm” sesleri yükseldi. Cidden inanılmaz bir teknoloji. Bunun web tabanına indirgenmiş olması da ayrı bir güzellik tabi.
2. Webnode: Çek Cumhuriyeti’nden gelen bu startup, drag&drop sistemiyle kişilerin/kurumların kendilerine ait web sayfaları veya e-dükkanlar kurmalarına imkan veriyor. Gelir kapısı freemium ve white label satışlar. Ayrıca white label satışlar için reseller vs. benzeri modellemeler de yapmışlar. Çok güzel bir model olduğunu düşünmekle birlikte, webnode’u finalistliğe taşıyan şey sanırım sunumdu. Babaannesinin 2. Dünya Savaşı ile başlayan evlilik hikayesini sunumuna bağlayan webnode, bu şekilde ciddi bir dikkat toplama sorununun önüne geçiyordu.
3. İtiraf etmeliyim adını unuttum. Şimdi açıp bakacağım tabi ki, bunu yazma sebebim ise son derece karlı, büyük ve sağlam bir operasyon olmasına rağmen, fazla da yaratıcı bir tarafı olmaması. zoover. Kısaca tatil mekanı yorumlama servisi. Gelir kapısı CPA. 13 dilde yayın yapıyor, daha da büyüyecekler tabi.
Benim aklımda kalan iki tane daha startuptan bahsetmek istiyorum.
Birincisi toplam 25 milyon euro yatırım almış olan Nimbuzz. Hollanda çıkışlı bu startup bir adet mobil araç sunuyor ki bu araçla MSN, Skype, ICQ ve Gtalk gibi platformları ve de Facebook, Myspace de dahil olmak üzere 23 sosyal ağ üzerinden arkadaşlarınızı arayabiliyor, mesaj atabiliyor, dosya ve de lokasyon paylaşabiliyorsunuz. Hem de ücretsiz. Öncelikle 25 milyon Avrupa için çok çok yüksek bir rakam. 32 milyonla sevenload Almanya rekoru kırdı bilindiği gibi. Nimbuzz’ın bu erken aşamada 25 milyon yatırım almış olmasının tek bir açıklaması var: MOBİL! 6 ay sonra Türkiye’de de 3G yürürlüğe gireceği düşünülürse, hazırlıklara başlamakta fayda var. Nimbuzz Türkçe olarak da yayın yapıyor tabi, onu da hesaba katmak lazım.
Diğer startup ise çok daha niş bir alanı çok iyi bir dokunuşla var eden KonoLive. İsrailli girişimcilerin ürünü olan KonoLive instant collaboration sunuyor. Adobe Air üzerinden masaüstünde çalışan ürün, listenizdeki herkesle proje, görev veya grup bazlı olarak iş yapmanızı sağlıyor. Etkinlikler, görevler, dosyalar vs. gibi gerekli olan tüm araçlar işin içinde. Henüz betayı yeni başlatmış olmalarına rağmen ileride çok önemli firmalardan biri olacaklarını düşünüyorum. Instant collaboration kavramı, benim için şu ana kadarki tüm proje yönetim araçlarının en büyük sorununu tek kelimede çözüyor.
LeWeb bence gerçekten de son derece keyifliydi. Arada sırada sinirim bozulmuş ve de yemek kapabilmek için birkaç VC’nin üstüne basmak zorunda kalmış olsam da önemli insanlarla tanıştım, internetin geleceği ile ilgili birçok önemli şey öğrendim diyebilirim. Artık bu tarz etkinliklerin çoğuna bloggerları bir şekilde dahil ediyorlar ve Türkiye gibi önemli ama bir o kadar da gizemli pazarlardan gelen insanlara yönelik büyük ilgi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun verdiği avantajla Etohum organizasyonundan baya bir insana bahsetme ve yaz civarı için İstanbul ziyaretleri sözü alma şansı bulduğumu da inceden çıtlatmış olayım. =)

Bağlantı fena değil gibi şu anda, canlı yayın denemesi yapacağım.

