Şekip Can Gökalp

Merhaba,
Ben Şekip Can Gökalp. Kişisel bloğumda, internet ekonomisi ile ilgili olarak katıldığım etkinlikler, tanıştığım insanlar ve genel olarak sektörde edindiğim gözlemleri bulacaksınız. Keyifli seyirler.


      ‘İş’ kategorisi arşivi

3G neyi değiştirebilir?

WAP denen şey -zavallı ve geniş bir kitlenin mobil content bataklarında feci şekilde parçalanmaları dışında- hiçbir işe yaramadığı ve mobil internet kavramının memlekete girmesini yıllarca geciktirdiği için, bizde “mobil site” denen şey ciddiye dahi alınmadı. Zaten günlük koşuşturma içindeki büyük yayıncılar çok ciddi trend kavramlar oluşmadıkça, (iPhone veya 3G gibi) bu tarz manevralara giremeyecek kadar yoğun olduklarından, mobili yok saydılar. Sanırım geçen seneye kadar haklılardı da. Firefox’a uyumlu site yapmaktan aciz vizyonu da hesaba katınca, onlarca farklı cihaza uygun mobil sürüm çıkarmaları ihtimali iyice uzaklaşıyor. Mobil pazarlama da SMS kampanyalarından ibaret kalınca, 3G gibi -milyonlarca lira harcanarak memleket insanına “görüntülü konuşma” olarak aktarılmakta olan- güzel bir açılım dahi mobil internet ile bağdaştırılamıyor. Her ay 5 milyon kişinin mobil internete girdiği hesap edilen bir pazarda, garip bir durum var.

3G belki de bu anlamda, mobil ve web yayıncılarını, bunları ilk aşamada hayatta tutacak olan reklamverenleri ve bu ikisini birleştiren tüm ekosistemi harekete geçirecek bir etkide bulunabilir diye ümit ediyorum. Daha fazla site mobil versiyonlar çıkartacak, bu sitelerin iletişimini ana mecraları olan web üzerinden yapacaklar ve derken cep telefonundan internete girmek normalleşecek. Operatörlerin tarifeleri kitlesel anlamda erişilebilir seviyelerde tutması ve mobil internet kullanımını arttıracak iletişim çalışmalarını hızlandırmasıyla, 2 sene içinde mobil internet gerçek bir mecra haline gelebilecek.

Cihaz olarak laptop ve cep telefonu arasındaki en önemli fark ise, bir tanesinden hiçbir eklenti olmadan direkt olarak ödeme yapabiliyor olmanız. Dolayısıyla mobil üzerindeki B2C modellerin de çok daha kolayca karlı konuma geçeceğini göreceğiz. Çok değerli bir reklam mecrası olmasına rağmen, mobil siteler ve uygulamalar reklamdan değil son kullanıcıdan aldığı paralarla uzun vadede değer kazanacak. Tabi mobil hakkındaki bu yorumlar hep webe görecelendirilerek ortaya çıkıyor.

Netice itibariyle ciddi bir ‘disruption’dan bahsettiğimizi söyleyebiliriz; webden mobile hızlı geçen mecralar, markalar, B2B veya B2C servisler erkenden yer kapacak. Bu konuda birçok ülkeyi takip ediyorum ve çoğunlukla, Türkiye’den kolay ulaşılabilir pazarlarda mobil hacmin webe Türkiye’den çok daha yakın olduğunu görüyorum. Bunun sebebi muhtemelen devletin GSM operatörleriyle aşık atmaya çalışmaması olabilir tabi. Yeri gelmişken TTNet’e taziyelerimi sunmalıyım. ISP sayısına +3 gelince ve bunlardan biri Turkcell gibi bir firma olunca, sanıyorum ki TTNet içindeki zombi zihniyetini gömme zorunluluğunu en kısa sürede hayata geçirecektir.

Özetle fikrim, 3G’nin bir teknoloji veya yenilik olarak olmasa da, bir kavram ve tarihsel bir mihenk taşı olarak elektronik iletişim ve reklam sektöründe ciddi bir fark yaratacağı ve bunu webden çok daha hızlı şekilde yapacağı yönünde. Zamanla göreceğiz bunu tabi…

IAB Genel Kurulu ve Turkcell Mobil İnternet Etkinliği

Bugün biten hafta içinde başlıktakilerden daha fazla sektörel etkinlik vardı aslında. Artık sürekli olarak artan bir sıklıkla interaktif sektörün çeşitli kolları bir araya geliyor. Blog Ödülleri, Etohum’la beraber, IAB Genel Kurulu ve Turkcell’in iş ortaklarını çağırdığı “Internet Dünyası ve Mobil’de Yeni Fırsatlar” etkinliği de geçen hafta iki önemli etkinlikti.

Interactive Advertising Bureau Türkiye’de 18. ayını doldururken geçtiğimiz hafta yaklaşık 100 kişinin katıldığı bir genel kurul ile bazı işleyişsel değişiklikleri oyladı, komiteler için katılımcılar belirlendi, temsil başarısı, IAB’nin işlevselliği gibi konular masaya yatırıldı. Bir süredir damardan giriş yaptığım interaktif reklamcılık sektöründeki acımasız gerçeklere baktığımızda, IAB başkanı Levent Erden‘in de dediği gibi normalde masanın iki tarafında oturan ve -benim eklemem- birbirini gırtlamakla yükümlü bu insanlar, aynı amaç için aynı odada bir araya gelebildikleri için tebriği hak ediyorlar. Tabi ki birileri söz alıp konuştukça odanın farklı köşelerinden yükselen fısıldaşmalar olmadı değil. O kadar olacak.

Amerika’da 1996′da kurulan ve bir süre önce Türkiye’ye gelip belli sayıda kurucu üyenin çabasıyla hayat bulan IAB’nin şu andaki birincil hedefi ölçümlemeyi standartlaştırmak. Bu gerçekleştiğinde tüm üye kuruluşların onaylayıp kabul ettiği bir trafik bilgisine sahip olunacak. Kurumun Reklamverenler Derneği, Reklamcılar Derneği ile birlikte, medya şirketleri, satış evleri, yayıncılar ve interaktif ajansları da bünyesinde barındırıyor olması, bu merkezi ölçümlemeye ciddi bir güven sağlayabilir.

Netlog’u temsilen bulunduğum kurul toplantısından sonra, yakın zamanda bir yayıncılar toplantısı yapılacak. Bunu komite toplantıları (bir tanesine girip neler olup bittiğini daha yakından takip etmek ve elimden geldiğince katkıda bulunmak istiyorum, gelişmeleri aktarırım) ve dönemlik kurul toplantıları takip edecek. Aslında bu kadar rekabetçi bir iş kolunun böyle bir şekilde bir araya gelip üretimde bulunması çok önemli. Hem herkesin aynı gemide -bir numaralı sektör klişesi- olduğunu unutmaması için, hem de sektörün derli toplu bir ilerleme kaydedebilmesi için, bu son derece önemli. Turkcell’den de katılım olması ayrıca önemliydi, çünkü Turkcell reklam dünyasıyla, mobil pazarlama ekibi ile aslında reklamveren olarak değil, bir nevi mecra olarak iletişim kurmayı seçmişti. Hemen ertesi gün gerçekleşen Internet Dünyası ve Mobil’de Yeni Fırsatlar toplantısında değinilen konular bunu teyit ediyor.

Aslında bir süredir belli başlı internet yayıncıları Turkcell -ve diğer operatörler- ile internetin gücünü mobilde yeni ortaya çıkan imkanlar ile birleştirmek için görüşüyordu. Turkcell’in bu daveti bu süreçleri artık görünür bir hale getirmek, belki de belli bir temele oturtulduğu düşünülen mobil internet açılımını resmen duyurmak adına yapıldı diyebiliriz. Aslında dönemsel olarak tekrarlanması isabetli olacaktır diye düşünüyorum.

Toplantıdan aklımda kalan iki şey var. İlki mobil üzerinden siteye trafik sağlanması konusu. Mobil trafik çok değerli, hem ödeme kanalları hem reklamveren gözünde mobil şu anda webin 10 yıl önceki haline benzer fırsatlar sunuyor. Fakat Turkcell’in getirdiği yenilik, üzgünüm, içler acısı.

Sistem şu:

  1. Kullanıcı sitenizdeki bir bannerda mesaj atıp mobil link alabileceğini söyleyen bir banner görür. “4040′a nethaber yaz gönder, nethaber.com cebine gelsin.”
  2. Mesajı atan kullanıcıya, nethaber.com’un mobile göre render edilmiş bir hali gösterilir.
  3. nethaber.com bir sayfa gösterimi kazanır.

Olayın saçma taraflarını göremeyenler için; Bilgisayar karşısındaki adam cep telefonuna neden link istesin? Cep telefonuna uygun site yapmaktan aciz internet yayıncısı neden böyle lüzumsuz ve zahmetli bir kullanımla destekleniyor? Mobil internet kullanıcısı açısından küçücük ekranda koca siteyi görmek mi yoksa optimize edilmiş bir ekranda gerekli bilgileri görmek anlamına mı geliyor?

Bu yeniliğin sunumundaki “Bakın bir tık kazandınız” yaklaşımını ayrıca bir ele almak gerekiyor aslında. Ayda milyonlarca “tık” ile çarklarını döndürmeye çalışan yayıncıları gerizekalı yerine koymaya ne gerek var?

İkinci konu da, mobil ödeme sistemindeki gelir paylaşımı mevzuu. Buradaki olay özetle şu: SMS ödemesi yaparak internette alışveriş yapabiliyorsunuz. Eskiden bu sisteme dahil olan ÖİV şu anda olmadığı için, bu sistem bir nebze de olsa gerçek bir ticaret imkanı sağlayabilir. Turkcell uzun uğraşlar sonunda mümkün kıldığı bu sistemle ücretli online servisler ve e-ticaret için çok önemli bir açılım gerçekleştirdi. Fakat. Fakat maalesef yüzde 40′a kadar çıkan payı ile, yine de bu yöntemi kullanma hevesindeki yayıncıların önüne ciddi bir soru işareti çıkarıyor. Bu payların yüksekliği, tahsilat konusundaki riskle açıklanıyor, fakat başka bir soruya cevaben -mobil ödemenin hayata geçtiği günden itibaren- geçen 8 ayda, tahsilatı yapılamamış mobil ödeme oranı %0,0 olarak açıklanıyor. Bu tarz çelişkiler tabi iş yapma zeminini zedeliyor.

Turkcell içinde farklı farklı ekiplerle ve amaçlarla son 2-3 ay içinde yaptığım 10 kadar toplantıda son derece yetkin ve vizyoner birçok insanla tanıştım, fakat çok çok büyük bir ticaret hacmine ve operasyonel yapıya sahip olan Turkcell kaçınılmaz bir kurumsal hantallık sorunu ile karşı karşıya. Avea ve Vodafone’da durum hiç farklı değil bu arada. Bu sebeple, platform olarak kalmaları ve çevik iş ortakları ile çalışmaya devam etmeleri çok daha makul olacak gibi görünüyor. Bu yola girilmeden önce Turkcell’in iş ortaklarıyla aynı hizmeti aynı anda sunuyor olması da diğer bir çelişki. Hem iş akışının hızlanması, hem de yatırım yaparak Turkcell hizmetlerini ilgililere iletmeye ve karlı bir iş yapmaya çalışan iş ortaklarının başından itibaren sorunsuzca çalışabilmesi için daha yalın bir model belirlenmeli diye düşünüyorum.

Yeni bir iş, yeni bir şehir; Netlog ile İstanbul’a dönüyorum

Almanya’ya gideli altı sene oldu. Bu sürenin büyük kısmında İstanbul’a dönmeyi ve İstanbul’da yaşamayı hayal ettiğimi söyleyebilirim. Bir yerin “yerlisi” olmak önemli bir durum; Almanya’da kendime iyi bir hayat kurmuş olsam da oranın yerlisi olmam için kesinlikle altı yıldan çok daha fazla zamana ihtiyacım vardı. Biraz bu yüzden, biraz da işlerden dolayı sık sık Türkiye’ye gelip gittim. Son 7-8 aydır, zamanımın çoğu İstanbul’da geçti gerçi, ama yine de gerçekten kendime ait saydığım evim Almanya’daydı. Artık İstanbul’da. Netlog‘un Türkiye operasyonunda business developer olarak işe başlıyorum. Bunun için haftaya Belçika’ya, Gent’teki Netlog merkez ofisine gideceğim ve sonrasında İstanbul’daki işler yoğun olarak başlayacak.

Ağustos ayında The Next Web için Türkiye piyasası ile ilgili yazdığım bir yazıya, Netlog Türkiye ve Ortadoğu sorumlusu Timothy Bataillie “Türkiye’de Netlog da var, sorumlusu da benim!” şeklinde bir yorum bırakmıştı. O yorum vesilesiyle tanıştığım Timothy ile, İstanbul’a gelip gittikçe görüşmeye devam ettik. Bu pozisyondan ilk bahsettiğinde, ona bu işe uygun olabileceğini düşündüğüm birisini önermiştim, daha sonra biraz düşününce ve Timothy ile Netlog hakkında daha fazla konuşunca aslında İstanbul’a dönmek için çok iyi bir fırsat olduğuna karar verdim. Elbette profesyonel anlamda, hem Avrupa ile olan ilişkimi zedelemeyecek, hem de sosyal ağ olarak bu denli büyük bir şirketin içinde yer alabilmek adına çok uygun bir pozisyon olması İstanbul’a dönmemden daha da belirleyici oldu. Uzun süredir startup atmosferinde bulunmuş birisi olarak, daha büyük bir yapıda bulunmamın zamanının geldiğini de düşünüyorum. Aralık ayında, LeWeb ve diğer irili ufaklı toplantı ve etkinliker için ufak bir Avrupa turu yaptığım sırada, ofisi görmek ve ekiptekilerle tanışmak için Gent’e de uğramıştım. Aralık ayının sonunda kesin yanıt geldi ve tüm ayrıntıları netleştirerek, tarihi belirledik.

Netlog, Türkiye’deki en büyük sosyal ağlardan bir tanesi. Avrupa’da da en büyük sosyal ağ olduğu söylenebilir. Elbette bu boyutta bir sosyal ağ olması, sosyal ağların gelirleri ile ilgili ilerici modellerin çoğunu deneme şansı veriyor. Bunu canlı ve dev bir sistemin içinde birebir yaşayacak ve bunlarla ilgili projeler üretecek olmak beni şimdiden heyecanlandırıyor. Umuyorum ki, Netlog’da geçireceğim sürede çok şey öğreneceğim. Hayatımda önemli bir dönem olan Almanya macerasının kesin olarak bittiği ve İstanbul’da (en son 18 yaşındayken burada düzenli olarak yaşadığımı düşünürsek) yaşamanın gerçekte nasıl bir şey olduğunu ve buradaki güzellikleri ailem ve arkadaşlarımla birlikte yaşayacağım yeni bir dönemin başladığını burada yazabildiğim için mutluyum.

2008′den öğrendiğim: Pozisyon almak

İnsanın nerede durduğunu, nereye gidebileceğini bilmesi çok önemli. O zorlu ama bir o kadar da zevkli seçim anlarının önümüze rastgele gelmediği aşikar. Bunun için en önemli gereksinim, kafayı kaldırabilme yetisi sanırım.

Kısaca açarsam; kişisel becerim + yaptığım iş, işi yaptığım insanlar, insanların bulunduğu mekan, mekanda bulunduğum zaman mesleki başarımı belirleyen etmenler. Bazen yaptığımız işe ve onu yapışımıza o kadar odaklanırız ki, yaptığımız iş haricindeki faktörleri unuturuz, gider. Halbuki, kafamı kaldırıp tüm sahneyi görebilmek, bana bulunduğum pozisyon ile ilgili çok daha fazla bilgi verecek ve bu bilgiyi kullanmam gereken alan ve zamanı gösterecektir. Tabi tam tersi şekilde hataya düşüp, sürekli kafayı kaldırmak ve vizyon oluşturayım derken yaptığımız işi unutmak da iyi değil. Denge önemli. Sanırım 2008′den asıl öğrendiğim bu. Bazen bir şeyi yapmanız gerektiğini öğrenmeniz ve nasıl yapmanız gerektiğini öğrenmeniz arasında uzun zaman geçebiliyor.

2008′de ne oldu da bunları öğrendim?

2007′nin sonlarına yaklaşırken, para kazanmak için yaptığımız şey reklam almaktı. Biraz ajans satar, biraz da biz müşterilerle ve planlamacılarla konuşurdurk. Gelecek için yaptığımız şey ise, Almanca iki komünite kurmaya çalışmaktı. Onca işin bir arada yürümeyeceği noktasındaki büyük hatayı görmezden gelirsek, fena bir plan değil gibi duruyordu. Aynı trafiği 10 katı fiyata satabilmek hayali ile gecelerce uğraşarak kurduğumuz sistemlerin içine aylar sonunda 500 kullanıcı bile çekemeyince, önce bu başarısızlık anını kabullenmek sonra da sebebini aramaya başlamamız derken, ilk defa kendi işimden bahsetmek üzere değil, insanları dinlemek üzere bir Barcamp’e gidişim 2008 başlarına denk geliyor. Yani kafamı kaldırmam gerektiğini bu sıralarda öğreniyorum diyebiliriz.

Kafamı kaldırınca gördüklerim:

  • Almanya’daki piyasanın bana o an itibariyle bir boy büyük geldiğini
  • O ana kadar yaptığımız işlerin belli -ekip olarak bizi tatmin edemeyecek- bir noktadan ileriye gidemeyeceğini
  • Hedeflediğimiz boyutta bir şirket kurmak ve yaşatmak için öğrenmemiz gereken çok şey olduğunu
  • Türkiye’de oluşmakta olan camianın şu anda olmasa bile, ileride belirleyici öneme sahip olacağını
  • Türkiye-Avrupa arasında ciddi bir bilgi alışverişi sıkıntısı olduğunu
  • Türkiye’de fikir (iş fikri değil, iş yapma fikri) üretimi konusunda sıkıntı olduğunu

Görebilmek çok güzel evet, ama asıl önemlisi bu gördüklerime uygun olarak hareket etmek, yani pozisyon almak. Gördüklerimle ilgili yaptıklarım:

  • Almanya’da oyuncu olmamak. Almanya piyasasına yönelik işlere daha fazla zaman ayırmadım.
  • Türkiye’deki işler para getirdikleri için öldürmek mümkün değildi, ama biz olmadan da yürüyebilecek bir hale gelmeleri mümkündü. Bunun için küçük küçük bir sürü süreci optimize ettik, yeni insanlar entegre etmeye çalıştık.
  • Bana birşeyler öğretebilecek insanlara, işlere, ortamlara yakınlaştım. Katıldığım etkinliklerin profilini yükselttim, benden daha çok iş başarmış mixxt ekibine dahil oldum.
  • Elimden geldiğince sık şekilde Türkiye’ye gelmeye çalıştım, uzun uzun kaldım, insanlara bağlantılar sağlamaya çalıştım, zaten herkesin yeni insanlara ve sözlere açık olduğu bu dönemde kısa sürede çok insan tanıdım, severek zaman geçirdiğim arkadaşlar bile edindim. =)
  • İnsanlara Türkiye’den/Avrupa’dan bahsettim. İki pazar hakkındaki bilgiyi doğru yerlerde aktarmak bana önemli kapılar açtı.
  • İş yapmanın ayrıntılarına yönelik yazılar yazdım, konuştum, anlattım. Yine aynı sebepten ötürü ayrıntılı şekilde kendi tecrübelerimi sıralıyorum.

Büyük iş başarmak görecelidir ve belirsiz bir hedeftir, bu yüzden büyük işler peşinde koşmak ve hayal kurmak ne kadar zevkli de olsa, somut ve küçük hedefler koyarak ilerlemek çok daha kolay ve gerçekçi oluyor. Bunun için kafamı kaldırmak ve pozisyon almak benim için gerçekten çok kullanışlı iki yöntem oldu. Birey veya şirket olarak, -Yossi Vardi’nin bilimkurgu ürünü dediği- iş planları yazmak ve bunlara takılmak yerine, sürekli farkında ve hareketli olmak daha mantıklı gibi geliyor. Elbette her esen rüzgarda yön değiştirmek yanlış ve yorucu; konu burada dengeye geliyor. Bunun için bir formül yok belki, ama becerileri ve eksiklikleri iyi belirleyip, becerilerimi kullanabileceğim ve eksikliklerime hayati şekilde ihtiyaç duymayacağım alanlar açıp, buralarda gelişmeyi sürdürmek -daha önce başarısız olmuş olma koşulu ile- sanırım fazla da yanlışlık yapma şansı tanımıyor insana.

Mesleki hayat uzmanlarına göre belki de insanlık tarihinin en eski bilinenine değinmiş olabilirim bu yazıda. Mesleki hayat kurma konusunda, -örneğin- sosyal ağlardan para kazanmak konusundaki kadar büyük bir iddiam yok. Buna rağmen, bu yazıyı yazma sebebim, yaklaşık 4 senedir ticari bir beklenti ile internet ile uğraşan, 6 yıldır yurtdışında yaşayan birisi olarak, elimdeki bu son 1 yıl içinde değerleri ve imkanları bilinçli olarak değerlendirmeye başlamamla, kişisel başarım arasındaki doğru orantıyı örnek olarak kullanarak -sanırım fazla da farkında olunmayan- basit bir yöntemi açıklamak istememdi.